Dernek binası önünde gerçekleştirilen sembolik kutlama, baharın ilk işareti kabul edilen Su Çarşambası’nın anlam ve önemini yeniden gündeme taşıdı. Yüzyıllardır geniş bir coğrafyada kutlanan Nevruz, yalnızca mevsimsel bir değişimi değil; yeniden doğuşu, dirilişi ve umudu temsil eden köklü bir kültür mirası olarak öne çıkıyor.
“Nevruz Bir Güne Sığmaz”
Etkinlikte konuşan Dernek Başkanı Suna Sili, Su Çarşambası’nın Nevruz’a giden sürecin başlangıcı olduğuna dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“ Nevruz’un gelişini müjdeleyen en önemli geleneklerden biri Su Çarşambasıdır. Halk inanışına göre Nevruz’a giden yol, Şubat ayının son Çarşamba günü başlar. Bu gün, doğanın uyanış sürecinin ilk adımıdır. Su Çarşambası; suyun arındırıcı ve hayat verici gücünü simgeler. Evlerde su dolu kaplar hazırlanır, bolluk ve bereket dilekleri edilir. Çünkü su, yaşamın kaynağıdır ve Nevruz’un doğuşunu başlatan ilk unsurdur.”

Kültürel değerlerin yaşatılması ve doğru şekilde gelecek kuşaklara aktarılmasının önemine vurgu yapan Sili, Nevruz’un yalnızca tek günlük bir kutlama olmadığını belirterek, “Bir zamanlar mahalle aralarında, köy meydanlarında, halk oyunlarında ve coşkulu toplu etkinliklerde hayat bulan ritüeller; bugün daha çok sembolik organizasyonlarla yaşatılmaya çalışılıyor. Oysa Nevruz, haftalar öncesinden başlayan ve doğanın dört unsuruyla örülü köklü bir inanç ve kültür sistemidir.” dedi.
Dört Unsur, Bir Diriliş
Sili, Nevruz’a giden sürecin Su Çarşambası ile sınırlı olmadığını belirterek, Şubat ayının son haftasından itibaren sırasıyla Od (Ateş), Yel (Rüzgâr) ve Toprak Çarşambası ritüellerini de gerçekleştirme gayretinde olacaklarını ifade etti.
“Bu dört unsurun tamamlanmasıyla birlikte kış sona erer, doğa dirilir ve Nevruz’a ulaşılır. Özellikle ateş yakma ve ateş üzerinden atlama geleneği; kötülüklerden arınmayı, ruhsal temizliği ve yeni bir başlangıcı temsil eder.” sözleriyle ritüellerin simgesel anlamına dikkat çekti.

Kültürel Hafızaya Sanatla Destek
Kutlamalara sanatlarıyla katkı sunan Azadhan Türkeli, Doğukan Türkeli ve Hüseyin Baydar’a teşekkür eden Sili, sözlerini kültürel dönüşüme dair dikkat çekici bir mesajla tamamladı:
“Bir zamanlar meydanlarda yakılan ateşler, mahalle aralarında yankılanan türküler, çocukların ellerinde boyanan yumurtalar; bugün modern yaşamın dar sokaklarında hafızaya tutunmaya çalışıyor. Kentleşirken büyüdük ama kültürün yaşam alanları küçüldü.”
Iğdır’da atılan bu sembolik adım, Nevruz’un yalnızca geçmişe ait bir gelenek değil; bugün de yaşatılmaya devam eden canlı bir kültürel miras olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
HABER / ERDAL YALÇIN

