Dijital çağ, bilgiye ulaşmayı kolaylaştırdığı kadar bilgi üretmeyi ve yaymayı da hiç olmadığı kadar erişilebilir hale getirdi. Bugün elinde bir akıllı telefon bulunan herkes, saniyeler içinde binlerce hatta milyonlarca insana ulaşabiliyor. Bu durum ifade özgürlüğü açısından önemli bir kazanım olsa da beraberinde çok ciddi bir tartışmayı da gündeme taşıyor: Her yayın yapan kişi gazeteci midir?

Uluslararası Basın Konfederasyonu (UBK) Genel Başkanı Şakir Gürel'in kaleme aldığı "Ağzı Var ve Konuşuyorsa Gazeteci mi!" başlıklı yazı, tam da bu soruya dikkat çekiyor. Son dönemde dijital platformlarda yaşanan gelişmeler üzerinden gazetecilik mesleğinin geldiği noktayı sorgulayan Gürel, özellikle sosyal medya ve YouTube yayıncılığı üzerinden kendisini gazeteci olarak tanımlayan kişilerin oluşturduğu yeni tabloyu kapsamlı biçimde ele alıyor.

Yazıda örnek olarak son günlerde kamuoyunda geniş yankı uyandıran Tamar Tanrıyar olayı değerlendiriliyor. Dijital platformlarda yaptığı yayınlarla gündem oluşturan Tanrıyar'ın paylaşımlarının ardından yaşanan hukuki süreçler, dijital yayıncılığın toplum üzerindeki etkisini bir kez daha gözler önüne serdi.

Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken konu bir kişi ya da bir olay değil, gazeteciliğin tanımıdır.

Çünkü gazetecilik; eline geçen belgeyi kameranın karşısına geçip okumaktan ibaret değildir. Gazetecilik, doğrulama sorumluluğu gerektirir. Haberin kamu yararını gözetmesini, farklı görüşlerin değerlendirilmesini, etik ilkelerin korunmasını ve hukuki sorumluluğun üstlenilmesini zorunlu kılar. Bir gazeteci, attığı her başlığın, yazdığı her satırın ve yaptığı her haberin hesabını vermeyi kabul ederek bu mesleği icra eder.

Bugün ise sosyal medya platformlarında herhangi bir mesleki denetime tabi olmadan yayın yapan birçok kişi, yalnızca yüksek izlenme ve etkileşim uğruna doğrulanmamış iddiaları kamuoyuna taşıyabiliyor. Algoritmaların ödüllendirdiği sansasyon, çoğu zaman gerçeğin önüne geçiyor. Bunun sonucunda ise yalnızca bireylerin değil, gazetecilik mesleğinin itibarı da ciddi şekilde zarar görüyor.

Şakir Gürel'in dikkat çektiği en önemli noktalardan biri de bu.

Gazetecilik ile içerik üreticiliği arasındaki sınırın giderek silikleştiği günümüzde, mesleğin saygınlığını koruyacak yeni bir hukuki zemine ihtiyaç duyulduğunu savunuyor. Ona göre çözüm; yasaklamak değil, standart belirlemektir.

Bu kapsamda önerilen Yeni Medya Meslek Yasası, gazetecilik unvanının belirli etik, eğitim ve mesleki kriterlere bağlanmasını öngörüyor. Nasıl ki hukuk eğitimi almamış bir kişi yalnızca iyi konuşuyor diye avukat olamıyorsa, eline birkaç belge geçen herkesin de kendisini gazeteci olarak tanımlamaması gerektiği ifade ediliyor.

Bir diğer önemli öneri ise siyasetten bağımsız, gazetecilerin kendi iradesiyle yönetilecek özerk bir Medya Meslek Birliği'nin kurulmasıdır. Böyle bir yapı, dijital yayıncılık yapan kişi ve kuruluşların etik ilkelere bağlılığını denetleyebilecek, manipülasyon, şantaj ve dezenformasyon gibi uygulamalara karşı mesleki yaptırım uygulayabilecek bir mekanizma oluşturabilir.

Ayrıca dijital platformlarda kamuoyunu doğrudan etkileyen haber ve analiz içerikleri üreten kişilerin de tıpkı gazete ve televizyonlar gibi hukuki sorumluluk taşıması gerektiği vurgulanıyor. Künyesi olmayan, sorumlusu belli olmayan ve yalnızca "iddia ettim" anlayışıyla yapılan yayınların toplumda oluşturduğu tahribatın önüne geçilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Gerçek şu ki teknoloji değişiyor, iletişim araçları gelişiyor ve medya dönüşüyor. Ancak gazeteciliğin temel ilkeleri değişmiyor. Doğruluk, tarafsızlık, kamu yararı, etik sorumluluk ve hesap verebilirlik; dün olduğu gibi bugün de bu mesleğin vazgeçilmez değerleridir.

Herkes düşüncesini özgürce ifade edebilir, yayın yapabilir ve dijital platformlarda içerik üretebilir. Ancak bunların tamamını gazetecilik olarak tanımlamak, yıllarını bu mesleğe vermiş, bedel ödeyerek kamu adına görev yapan gazetecilere karşı da büyük bir haksızlık olacaktır.

Şakir Gürel'in yazısı tam da bu noktada önemli bir uyarı niteliği taşıyor.

Çünkü gazetecilik; yalnızca konuşabilmek değil, konuştuğunun sorumluluğunu da taşıyabilmektir.

Ve unutulmamalıdır ki...

Gazeteci olmak için sadece ağzının olması yetmez; vicdanının, ahlakının, meslek disiplininin ve hakikate bağlılığının da olması gerekir.